KANSERDE OZON
Ozon Tedavisi kanser hücrelerinin büyümelerinin durdurulması ve onların öldürülmesi için uygulanan özel bir tedavi şeklidir. Oksijen molekülü genel olarak iki oksijen atomundan oluşur (O2). Ancak, nadiren üç atomdan oluşan şekli de ortaya çıkar (O3). O3 veya Ozon, O2’e oranla çok daha az stabildir. O3 O2’ye ve tek oksijen atomuna (O) dönmek için fırsat arar.
Ozonu tıpta kullanan önemli otoritelerden biri (Dr. Shallenberger) ozonun AIDS’de uzun süreli olumlu etkilerinin olduğu hipotezini destekleyen önemli araştırmalar yapmıştır. Teksastaki uluslar arası ozon sempozyumunda da ozonun tıpta doğru uygulanışı ile ilgili araştırmalarını anlatmıştır. Hastalarında, major ozon tedavisi yöntemi ile iyi sonuçlar almıştır. Aşağıda sıralanan 13 fisyolojik etki anlattıklarının özetidir.
1-Ozon lökosit oluşumunu uyarır. Bu hücreler organizmayı virüslerden,bakterilarden mantarlardan v kanserden korur. Oksijen eksikliğinde bu hücrelerin fonksiyonları bozulur. İstilacıları yokedemezler hatta normal, sağlıklı hücrelere karşı reaksiyon verirler (allerjik reaksiyon). Ozon, uygulanışından sonra uzun süre için kandaki okisjen düzeyini önemli ölçüde arttırır. Sonuç olarak allerjik bünyelerde desensitizasyon sağlar.
2. Interferon düzeyi önemli ölçüde artmıştır. Interferonlar globüler proteinlerdir. Interferonlar immün sistemi çok yönlü olarak yönetirler. Bazı interferonlar virüslerin infekte ettikleri hücreler tarafından salgılanır. Bu interferonlar komşu sağlıklı hücreleri var olan infeksiyon tehlikesine karşı uyarırlar, ve onlar infeksiyona izin vermeyen konakçı hücrelere dönüşürler. Diğer bir ifade ile virüslerin çoğalmaları önlenmiş olur. Diğer interferonlar kas hücreleri, bağ dokusu ve lökositler tarafından üretilir. Ozon ile gamma interferon düzeyi % 400-900 oranında artabilir.
Bu interferon, patojen ve anormal hücreleri içlerine alıp yokeden fagositik hücreleri kontrol eder. Interferonların, kronik hepatid B ve C’nin, papilloma virüsü tarafından oluşturulan genital siğillerin, saç hücreli löseminin, Kapozi sarkomunun, tekrarlayan multipl sklerozun, ve kronik granülomatozların tedavisinde yararlı oldukları kanıtlanmıştır. Interferonlar, papilloma virüsünen etken olduğu gırtlak tümörlerinin, HIV, kronik myelojen lösemi, Non Hodgkin lemfomu, kolon ve böbrek tümörlerinin, mesane kanserinin, maliğn lemfomaların, bazal hücreli kanserin ve Leismaniasis’in tedavisinde de denenmektedir. Ozonun oluşturduğu düzeyler güvenlidir, ancak klinik araştırmalarda ve FDA (=Federal Drug Administration) tarafından onaylanan düzeyler çok toksik bulunmuştur.
3. Ozon, Tümör Nkroz Faktörü (TNF) oluşumunu uyarrır. TNF vücutta büyüyen bir tümör olduğunda üretilir. Tümörün kitlesi büyüdükçe, üretilen TNF de (bir sınıra kadar) çoğalır. Tümör metastaz yaptığında kansr hücreleri ayrılarak kan ve lenf dolaşımı tarafından taşınır. Bu da tümörün organizmanın başka yerlerinde de yerleşmesini ve diğer bir deyimle kuvvetlerini dağıtmasını sağlar. Orijinal tümörü yoketmek için üretilen TNF varlığında bu kanser hücrelerinin çoğalma şansı daha azdır. Orijinal tümör cerrahi olarak çıkarıldığında TNF düzeyi çok azalır ve yeni dokulara yerlerşmiş olan tümör hücreleri çoğalmağa başlar.
4. Ozon, IL-2 sekresyonun uyarır. Interluekin-2 immün sistemin köşe taşlarından biridir. T yardımcı hücreleri tarafından salgılanır. Otostimülasyon diye bilinen olayda, IL-2 T yardımcı hücrelerinin reseptörlerine bağlanarak daha fazla IL-2 salgılanmasını sağlar. IL-2’nin başlıca görevi lemfositlerin çoğalmalarını ve farklılaşmalarını sağlayarak daha fazla T-yardımcı hücrelerinin, T-supressörlerinin, sitotoksik T’lerin, gecikmeli T hücrelerinin ve T-memory hücrelerinin oluşumunu sağlar.
5. Ozonun düşük konsantrasyonları bakterilerin çoğunu öldürür. Bakterilerin çoğunun metabolizmaları ortalama olarak kendimizinkinin onyedidebiri kadar etkilidir. Bu nedenle çoğu katalaz gibi antioksidan enzimler salgılayamazlar. Bakterilerin çok azı %2’den daha fazla ozon içeren ortamlarda yaşayabilirler.
6. Ozon tüm mantarlara ve bu arada sistemik Candida albicans’a, atlet ayağının, saçkıranın etkenine, küf mantarlarına, mayalara hatta yenecek mantarlara karşı etkilidir.
7. Ozon virüslere karşı değişik şekillerde etkili olur. Yukarıda da tartışıldığı gibi, virüs parçacıklarına doğrudan etkilişdir. Virüsün oksidayona karşı en duyarlı olan bölgesi üreme organıdır. Bu aynızamanda virüsün hücreye girme yöntemidir. Bu yapı inaktive olduğunda virüs esas anlamda ölmüştür. İnfekte hücrelerin ozona karşı doğal duyarlılığı vardır. Metabolik engellemeden dolayı hücre ozona karşı direnmasini ve kendini onarmasını sağlayacak enzimleri üretemez. .
8. Ozon antineoplastiktir. Bunun anlamı yeni doku büyümesini engellemsidir. Çünkü üremekte olan dokular kendilerini ozona karşı koruyacak olan enzimleri üretemezler. Tüm güçlerini yeni hücre oluşturmak için kullanırlar. Kanser hücreleri de hızlı bölünen hücreler olduklarından ozona karşı daha duyarlıdırlar.
9. Ozon arter plaklarının oksidasyonunu sağlar. Arterioskleroza ve atheroskleroza neden olan arter plaklarını eritir. Bu da ozonun büyük hatta küçük damarlardaki tıkanmaları yoketmesi anlamına gelir. Bu şekilde dolaşım yetmezliği olan organa daha çok kan gitmesini sağlar.
10. Ozon eritrositlerin esnekliğini katlanabilme özelliklerini arttırır, Eritrosit mikroskopta bakıldığında bir disk şeklinde görülür. Kılcal damarlarda (akciğerde oksijen alırken ve dokularda oksijen bırakırken) bu disk bir elips veya şemsiye şelkine girebilir. Bu da onun kılcal damarlardan geçişini ve oksijen alışverişini kolaylaştırır.
Ozon tedavisinden sonra eritrositlerin esnekliğinin artması, oksijen düzeylerinde günler hatta haftalarca sürebilen artışları sağlar.
11. Ozon Sitrik asit çemberini hızlandırır. Buna krebs (yengeç) veya TCA siklusu da denir. Bu olay karbonhidratların (glukozun) enerjiye dönüşümünde çok önemli bir adımdır ve hücrelerin mitokondriumlarında gerçekleşir. Glukozun içerdiği enerjinin önemli bölümünden organizma bu şekilde yararlanır.
12. Ozon antioksidan enzim sistemini daha etkili duruma getirir.
13. Ozon petroşimi ürünlerinin parçalanmasını sağlar. Bu kimyasal maddeler immün sistemi önemli ölçüde bloke edebilir. Dolayısıyla allerjilere neden olabilir veya var olanları arttırarak uzun sürede yaşamı olumsuz etkilerler.